Yorgun Bir Zihni Susturabilmek

Zihninizdeki seslerin hiç susmadığını düşünüyor ve gelgitler yaşıyorsanız,

birazcık duraksayıp okuyun!

İhtiyacınız olan şey … 

Çoğumuz stresin arkamızda bir yerlerde kocaman dağlar oluşturduğunu hissettiğimizde ve de hızlıca bir çözüm bulamayacağımızı anladığımızda, kendimizi kapatıyoruz. Daha da kötüsü çözüm adına hep aynı konuya, aynı sorunu düşünmeye odaklanıyoruz. Ne kadar çok odaklanırsak, o kadar çok çözebileceğimizi düşünüyoruz. Bulunduğumuz noktayı tavuk ve yumurta çıkmazına taşıyoruz. Çözüm için odaklan, odaklan ki çözüm gelsin… Oysaki, bu çaba durumu daha da kötü yapmaktan başka hiçbir işe yaramıyor. Birçok alternatifi deneyebiliriz; örneğin, müzik dinlemek, spor yapmak, farklı bir alanda çalışmak, hatta temizlik yapmak bile… Ancak ne yaparsak yapalım sorun ısrarcı bir şekilde önümüze geri geliyor!

Genellikle kendi kendimize düşünüp eğer bu kadar çok kafa patlatmak işe yaramayacaksa, peki ne yarayacak diyoruz. Hepimizin böyle olumsuz düşündüğü zamanlar var mıdır? Üzücü ama evet. Hayatın “hazır mısın?” diye hiç sormadan, sayısız kocaman topları üstümüze fırlattığını, topların altında ezildiğinizi bile hissedebiliriz. Ancak, elimizin altında yapılması gerekenler, günün sonunda bizi bekleyenler ve en önemlisi stresten uzak ve sakin kalınarak, bir biçimde sonuçlandırılması gereken görevler… Çoğu zaman bu düşünce biçimleri, herhangi birimizin ajandasını kontrol altına alıp yavaşlatıyor ve hiçbir ilerleme kaydedememesine sebep oluyor. Tahmin ediyorum ki bir kısmımız için bu oldukça tanıdık bir senaryo. Bıkkınlık, karamsarlık ve benzer birçok duygu, böyle durumlarda kişilerin yakasından ayrılmıyor. Bir işi yapılabilsek bile sürekli yanımızda oluyor. İşi bitirmemize rağmen, gitmeyen bazı hisler olarak hep çevremizde takılı kalıyor.

Bu tür mücadelelerin içinde her zaman kendimize hatırlamamız gereken bir şey var;  Hayatımızla birlikte, başarılı bir biçimde yürümeye devam edebilmemiz için; bölünmeden tek bir parça halinde orada olması gereken  “iç huzurumuz“.

Ya bir tane stresli olay hayatımızın tamamına hakim olursa? 

Ve artık geçip gitmesine rağmen, kendi doğal bilincimizi geri kazanmamıza engel olursa? 

Böyle bir olayda takılı kalmak çok trajik olabileceği gibi önümüze gelecek olan, hayatımızdaki diğer olaylarla etkileşime girmemizi de engelleyebilir. İç huzurumuzun bize yol göstermesine izin verirsek; bize en zor gözükecek yaşamsal olaylarda ve görevlerde bile, her zaman dengeli kararlar alabilir olacağız. Bu bize yalnızca zor olaylarla başa çıkmamızda değil, bununla birlikte çevremizdekileri de cesaretlendirmemiz de yardımcı olacaktır. Bunun içinde kendimizi merkez alıp, değişik perspektifleri bulup, bize zarar vermeyecek olanı elde etmemiz gerekiyor.

Stresli bir durumda takılı kaldığımızda aşağıdaki basamaklar bize rehberlik edebilir:

1) Düşüncelerimizin farkına varıp onları bırakabiliriz: 

Düşünceler o kadar etkilidir ki, gergin bir anda bizi hiçbir şeyi doğru yapamayacağımıza bile ikna edebilirler. Bu tür olaylar sıkça oluyorsa, düşüncelerimizin sürekli olarak doğruluğunu gözden geçirebiliriz. Kendimizi kötü hissetmemize hiç gerek yok. Her zaman, herkesin yaşayabileceği durumlardan bahsediyoruz. Yine bu süreçte iç huzurumuzu orada, merkezimizde tutmayı kendimize sürekli hatırlatabiliriz. Bir olayı, ne kadar çok yapamayacağımızı düşünsek de bu tür zor kararlar için kendi iç huzurumuzdan destek almaya izin verebiliriz. Kendimize kısa süreli aralar verip, hatta kendimize sarılıp, gerekiyorsa ağlayıp bu tür davranışlarımızdan bile yardım alabiliriz. Bir kere o işi tamamladıktan sonra, elimizden gelenin en iyisini yaptığımızı düşüncelerimizin arasına katabiliriz. Bu yaptığımız, gündelik yaşantımızda bir şeyleri hatırlatmak için önümüze gelen her yere özel notlar (post-it) koymak kadar kolay bir iş olacaktır. Düşüncelerimizi değiştirebilmenin anahtar eylemlerinden birisidir. Kendimize de bolca anahtar hediye edebiliriz.

2) – Minnettalığımızı ifade edelim:

Bir kere iç huzurumuzu yerinde tutmayı başarıp, buna minnettar olabilmeyi sağlarsak, bir çok adımı gönüllü olarak kendiliğimizden yapar hale geleceğiz. Zor zamanları atlatmak için yardım aldığımız her şeye minnettarlığımızı yüksek sesle belirtebiliriz. Sesimiz, yalnız olmadığımız hissini de beraberinde getirecektir. Örneğin, Bir çok kişi kendilerine bir yolda rehberlik ettiğini düşündükleri, kendilerinden daha güçlü noktalara veya kimi zaman kişilere, kimi zaman da duygu ve düşüncelere yöneliyor. Bunu bir kere yüksek sesle belirttikten sonra fiziksel seviyede de bunun olduğunu kendimize telkin edebiliriz. Örnek olarak, hücresel hatta kimyasal boyutta gibi. Sessizliğin güzelliğini ve bize mutlak olarak yardım edebileceğini kendimize anlatarak başlayabiliriz.

3)  Odak bulmak ve yaratıcı olasılıklardaki heyecanı keşfetmek:

Sanat veya mimarlıkta olduğu gibi bizim de kendimize güzel ve yaratıcı düşünceler bulmamız gerekiyor. Düşüncelerimiz sıkışıp kaldığında zihinsel ve duygusal enerjimiz de tükenmeye başlıyor. Tükenişin özüne bakarsak; içimizdeki yararlı, olumlu ve yaratıcı düşünceleri ifade etmeyi bırakmamızın, iç sağlığımız için de kötü bir durum olduğunu gösteriyor.

Eğer basamaklar ile ilgili zorlanmalar yaşarsak, doğrudan bu zorluklarla karşılaşabilecek kadar güçlü olduğumuz için kendimize önceden bir minnettarlık duyabiliriz. Sonrasında da içimizdeki huzura yer açarak başlayabiliriz. Başlangıç için bu kadarı bile ihtiyacımız olan sakinlik ve rahatlık için bir fark yaratacaktır.

Bir kere minnettarlık duygularımız arttıkça, huzur da ona eşlik edecektir. 

Nerede takılı kaldığımızı düşünüyorsak güne yeniden orada başlayabiliriz. 

Bütünüyle her şeyi değiştiren farkla tanışıyor olacağız.

Yeni ve sakin zihninizle yenilenmiş bir hayata hoş geldiniz.

 

Esin Batal

İletişim, danışmanlık ve destek için: [email protected]

Aşağıdaki formu doldurarak ta benimle iletişime geçebilirsiniz ?