Hiç yemeden olur mu? Evet, Breatharianism!

Breatharianism (bre.ta.ri.ya.ni-zm), bir kişinin kendini yiyecek olmadan sürdürebilmesine verilen ad.

Bu yeni bir kavram değil aslında. Binlerce yıl önce, bundan bahseden metinler var. Yoga Sutra’larının bulunduğu üçüncü kitapta, buna benzer Siddhi denen, olağan üstü yetenek ve becerilerden bahsediliyor. Bugün bu siddhilerden bazılarına, yani çok yüksek seviyeli hediyelere sahip, Tibet keşişlerinin olduğu biliniyor. Budizm’de yaygın ve genel bir tema bu. Durugörü, psikokinezi ve daha birçoğu açlık ve susuzluğu geride bırakmak gibi özel beceriler olarak biliniyor ve erişilebiliyor.

  1. yy ’da anonim bir mucit ilk gözlüğü yaptığında bu konu bize bir düşünce verdi aslına bakarsanız. O zamanlar gözlüğü bile gündeme getirmek istemeseler veya icadını hasır altı etmeye çalışsalarda, o düşünce, insanın veya parçalarının geliştirilebileceği idi. İnsan bedenin çok büyük kapasiteleri var. Daha önce bundan bahsettiğim yazılarım vardı. İşte şimdi, bir başka büyük kapasitesine bakıyoruz.

Modern dünyanın araştırmaları şimdilik, telepati, uzaktan görme veya önceden biliş gibi bazı insan kapasiteleri üzerine olsa da, bu alan neredeyse hiç dokunulmamış konumda. Şimdilik, breatharianism üzerine çok az gayret verilmiş. Nikola Tesla’nın da içinde olan bir kısım kişi bunun olası olduğunu düşünüyor. 1901 yılında Tesla “Gezegenlerle Konuşmak” yazısında şöyle yazmış:

“Benim düşünceme göre; hayatın gelişimi beslenmeden bağımsız ve dışarıdan buna bağlı sınırlamaların olmadığı, varlık biçimlerine doğru ilerlemeli. Neden bir canlı ihtiyaç duyduğu bütün enerjisini yiyecek tüketerek ve onu karmaşık işlemlerle dönüştürüp kimyasal yollarla hayatı devam ettiren bir enerjiye çevirmek yerine, kendi çevresinden almasın?”

Canlılar dünyasında bir ekosistem dengeye gelirken canlıların da günlük yiyecek tüketimler ve hayatları arasında bir denge oluşur. Dünyada birçok canlının günlük ihtiyacını istediğinde değiştirdiğini hatta bazılarının da aynı burada söz ettiğim gibi “hiç” yiyeceğe –dışarıdan alınan yiyeceğe- çevirdiğini görebiliriz.

Günümüz biyolojisinden öğrendiğimizi kadarıyla, açlık hissi ve yiyecekten uzaklaşmak gerçek dışı hatta olanaksız. Ancak bilim tarihi bize olanaksızın olanaklı olabileceğini defalarca gösterdi. Bunun en büyük örneklerinden biri de son olarark Wim Hof metodunda gördüğümüz, insan zihninin otonom bağışıklık sistemini etkileyebildiğidir. Yani bu demek oluyor ki, içimizde bir yerde ya tek başına ya da birlikte çalıştığında hepimizin enerjisini nasıl üreteceğini düzenleyen bir merkez veya merkezler var.

Şimdi biraz da, bu pratiği deneyenler ve neler yaptıkları ile ilgili olaylara bakalım.

Breatharianism:

Qigong’un Bigu kolu ve yine bazı yiyeceklerden “özgürleşmeyi” öğreten bazı pratikleri geçmiş yıllarda bilim tarafından incelendirler. Hepimiz şaşırtan bazı sonuçlar çıktı bu incelemelerden. Örneğin, American Journal of Chinese Medicine adlı dergide yayınlanan sonuçlardan biri, bir kadının bir sonraki nesilde daha hızlı ve dayanıklı tohumlar üretmek için tohumların hızla filizlenmesini hızlandırabiliyor. Bu birçok örnekten sadece bir tanesi.

Hindistan’daki Katolik ideallerinden biri de yiyecek yemeden iyi yaşamak üzerine inançlar taşıyor. Noetic Bilimler okulundan Dean Radin ünlü kitabı Supernormal’de bu kavramı şöyle açıklıyor:

“Kastedilen şu ki, insan bedeni çevresindeki enerjiyi alıp besine dönüştürebilir ve bunu pratiklerken yemek yemeden hatta su da içmeden istediği kadar uzun rahat yaşayabilir. Yoga Sutraları Pada 111.30: Açlık ve susuzluktan özgürleşmek’te anlatılan siddhi bu.

Yemek yemeden ortalama 9 gün ve su içmedense 6-7 gün en fazla dayanabileceğimizi söyleyen sağlık bilgisinin yüzüne vurmakta elbette. Bunun ötesinde ölü sayılıyoruz. Sonuç olarak, yıllarca hiçbir şey yemeden bazen de içmeden yaşayan insan örneklerine rağmen, birçok beslenme uzmanı ve biyokimyacı bu iddiaları gülünç derecede imkansız ve iddia edenleri de hayal yanılgı içinde buluyorlar. Belki bir kaçı öyle ama sayıları binleri bulan bu kişilerin hepsi mi böyle?

Prahlad Jani

Prahlad Jani, Hindistanda Ahmedabad’da yaşan bir kişi. Prahlad’ın söylediğine göre 11 yaşındayken, Hindu tanrıçası Amba ona gözüküyor ve artık yemek yemene gerek yok diyor. 1970lerden beri bir mağarada yaşamaya çekilmiş ve 2012de 81 yaşındayken, hayatının çok büyük bir kısmında hiçbir şey yememişti.

Jani, 2003 ve 2010 yılları arasında iki kere Ahmedabad Sterling Hastanesinde, Dr. Sudhir Shah ve oldukça çok sayıda kişiden oluşan bir ekiple iki kere özel testlere tabi tutuldu. Doktor Shah, hem 20 yıldır danışman nörolog olarak çalışan hem de tıp okullunda nöroloji bölüm başkanlığı yapan bir kişi. Jani, ilk testte yani 2003 yılında, 7/24 kamera ve tıbbi donanımla gözlemlenmişti. Yemediği ve içmediği böylece belgelendi. Günümüz tıbbına göre imkansız olan bir durumu vardı: Hiçbir fizyolojik değişim geçirmiyordu. Bu test 10 gün sürmüştü. Belki yazılar ve sayılar büyük değil ancak 10 günü hiçbir şey yemeden ve içmeden geçirmek, bir de hiçbir bedensel verinizde bir değişiklik olmaması çok büyük bir şeydir.

2010 yılında aynı ekip ve aynı yerde 14 gün boyunca yine Jani’yi teste aldılar. Savunma bakanlığı dahil ek gözlemci bilimsel ekipler de katıldı bu seferki testlere. Yine yemek yemeden ve hiçbir şey içmeden 2 hafta boyunca gözlendi. Yine hiçbir değişiklik göstermeden bu dönemi geçirdi. Beden, fizyoloji ve beslenme hakkında bildiğimiz her şeye karşı geliyordu.

Bu çalışmalar çok eleştiri çekse de, elbette tahmin edebileceğimiz gibi sonuçları hiçbir büyük tıp dergisinde yayınlanmadı. Birçok kişi mutlaka hastanedeki kamera ve test ekipmanından bir biçimde uzaklaşıp mutlaka gizli bir yerde yemek yediği yönündeydi. Ancak her yer kameralarla doluydu ve bu söz konusu değildi. Eleştirilere rağmen her şey kanıtlı ve belgeliydi.

Amerika’daki ABC haberlerine verilen bir bilimsel açıklamada şöyle bir saptama var:

“İnanıyoruz ki, bir insanda bu fonomen yalnızca 15 gün dahi görülebilir ve gerçekten var olursa, bunun tıbbi bilimleri için çok sayıda keşif ve insanlığın kalkınması için de dev bir uygulama olur. Görmezden gelmektense, rasyonel ve bilimsel yönde daha derin bir araştırma yaptık. Bu çalışma ile bir kişinin yaşamını onaylamak ya da onaylamamak gibi bir eylemi değil, bu fenomen üzerine araştırma yaptığımızı netleştirmek istiyoruz.”

Herkesin aklını çok karıştıran bir konu bu tabi ki de.

Bir diğer örnek olan Michael Werner’e bakalım biraz da:

Biraz farklı ancak benzer bir örnek te, İsviçre’de bir ilaç araştırma enstitüsünü yöneten ve kimya doktorası olan  Michael Werner’dir. Werne, 1 Ocak 2001’den beri hiçbir katı yiyecek yemiyor. Aynı Jani gibi 2004 Kasım ayında İsviçre’de bir hastanenin yoğun bakım bölümünde teste alınmış ve hiçbir olumsuz sonuca rastlanmamış. Sonuçları hala daha yayınlanmayan bir örnek bu yine.

Dean Radin bu araştırmaların hiçbirinin sonuçlarının basılmaması ya da yayınlanmaması için, şunun altını çiziyor:

“Breatharianism çalışmalarının sonuçlarının yayınlanmasının belki de en gizemli yanı, ya bilimsel birliklerin gerçekten hiç ilgi göstermemeleri ya da suratlarına çarparcasına çıkan sonuçlardan endişe etmeleri. Eğer yemek yemeden iyi ve sağlıklı bir hayat sürmek mümkünse, bunu çıkıp göstermek çok kolay olmalı, tabi sonrasında sonuçları da altüst edici olacaktır.”

Bizim için zor olan nokta şu: Bilim dünyası böyle fenomenleri açıklayamadığı için ya komik ya da imkansız buluyor ve böylece ilgi göstermiyor. Bilimsel tarafsızlık ve merakla yaklaşmak yerine ellerinin tersi ile itiyorlar. Bu sessizliğin bir diğer sebebiyse, net bir şekilde korku olabiliyor. Birçok bilimsel araştırma kurumu dış finans kaynağına sahipler ve uç konularla onlara gittiklerinde artık daha fazla ekonomik destek alamamaktan endişe duyuyorlar. Elbette ezoterik yanları olan bir konuda bir yayın bastırmak istediklerinde tipik bilimsel çevrelerden ne tür eleştiriler gelebileceğinden de korkuluyor.

Werner, Breatharianism’i ünlü Avustralyalı ruhani öğretmen Jamusheen’den öğrenmişti. Jamusheen, yemek yiyor olmaktan yemeği yemeyi bırakmaya geçişi öğreten çok ünlü bir öğretmen. Aynı testlere tabi tutulan Jamusheen, 48. saatin sonunda su kaybı, yüksek tansiyon ve stres işaretleri göstermeye başlamıştı. Bunu okuyan kişiler olarak elbette hemen gidip denemeye başlayabileceğimiz bir konu ve pratik değil, bu. Araştırmalardan öğreniyoruz ki, bunu deneyen birçok kişi için ciddi tıbbi durumlar oluşmuş dünyada. Bu konu basitçe, yemeyi veya sıvı içmeyi bırakmakla ilgili değil.

Doğadaki her canlı, yiyecek alımını kısıtladığı zaman veya değiştirdiği zaman bedeni yenileyici, düzenleyici ya da değiştirici önlem ve eylemler yapmaya başlıyor. Oruç tutmakla ilgili son zamanlarda artan bazı araştırmalar sanırım sizin de dikkatinizi çekmiştir.

Günlük hayatımız incelendiğinde ihtiyacımızdan çok daha fazlasını tükettiğimiz her noktada görülebiliyor. Bütün araştırmalar bu yönde bulgular veriyor. İnsanın kendini ya da bir parçasını geliştirebileceği düşüncesinden yola çıkarak yiyecek ve sıvı tüketimimizde önemli değişiklikler yapabileceğimizi paylaşmak için bu yazıyı yazdım. Bu konuda çalışan birçok farklı pratik var. Size uygun birini seçip başlamak için de hepimizi cesaretlendirmek istiyorum.

Daha az değil öncelikle ama daha ihtiyacımıza göre daha farkındalıklı, daha mindful , daha enerjik yapımızla ilişkili yemeyi hepimize öneriyorum.

Sevgi ve ışıkla

  • Esin Batal
  • İletişim, danışmanlık, seans ve destek için:

Aşağıdaki formu doldurarak benimle iletişime geçebilirsiniz ?