Enerjiyi Hissetmeye Yeni Başlayanlar İçin …

Enerjiyi Hissetmeye Yeni Başlayanlar İçin …
Ruhsal yanı güçlü insanlar, “enerji” sözcüğünü sıkça kullanıyorlar. Bu sözcükle kimi zaman sezgisel konuları, kimi zaman metafizik kimi zaman ise şifa konulu alanları kastederler.
Yeni başlayanlara, bu sözcük pek bulanık, bir tür şemsiye gibi her konuyu örten genel bir deyim gibi gözükecektir. Görünmeyen, biraz da kuşku dolu bir seviyede olan her şeyi neredeyse buna bağlıyorlar gibi hissedebilir.
Göremezsek, hissedemezsek var mıdır?
Ünlü mitoloji araştırmacısı Joseph Campbell, “Söylen’in Gücü” adlı kitabında şu cümlelerle insanoğlunun görünmez dünya ile olan bağını vurguluyor: “Görünmez düzlem, fiziksel düzlemi destekliyor… Görmediğimiz bildiğimizi destekler” Bu cümle, insanlığın en eski tarihlerinden çağdaş sinemaya kadar her hikayeye uygulanabilir.
Bunu bugünkü hayatımıza uyarlarsak, “sıradan” hayatlarımız büyü ya da şamanik niyetlere pek de ihtiyaç duymaz. Yalnızca basit bir iki beden egzersizi bile bütün kuşkucuları görünmeyeni görmeye götürecektir. Kendimizi açtığımız ve çalıştırdığımız durumda, Reiki’nin “”Ki”‘si, Tia Chi’nin “Chi”‘si yalnızca ruhsal bir güç gibi değil, son derece de açık bedensel bir his olarak gelecektir. Böyle durumlarda görünmeyen değil, göstermek istediğimizi bulduğumuz anda onu herkes görecektir. Endişe etmeyin.
Gelin birlikte deneyelim mi?
Her şey bir enerjidir. Her şeyin kökünde enerjinin yattığını anlamak, böyle bir konuya el atarken bize kolaylık sağlayacaktır. Bu konuda beraber çalıştığımız danışanlar olsun, meslektaşlarımız olsun “enerjiyi  gören var mı?” diye sorduğum da genelde hayır cevabını alıyorum. Enerjinin etkilerini görebilir, enerjiyi hemen göze çarpmayan seviyelerde olsa da hissedebilir hatta onunla ilgili düşünceleri bulabiliriz. Örneğin, rüzgarı göremiyoruz ama savurduğu nesneleri görüyor veya tenimizde hissedebiliyoruz. Aynı bunun gibi, enerji merkezlerimizi araştırarak enerjinin etkilerini hissedebiliriz. 
Şimdi beraber bir deneme yapabiliriz isterseniz.
Önce, rahatça bir yere oturun ve ayaklarınızı yere basın.
Sonrasında, ellerinizi göğsünüzün önünde birleştirin ve sonra yavaş yavaş birbirinden ayırın. Arada kalan boşluk aslında enerjidir.
Bunun üzerine, şimdi ellerinizi yeniden bir araya getirin ve gerçekten kuvvetlice sanki kıvılcım çıkarmak ya da ateş yakmak istermişçesine birbirine bir iki dakika kadar sürtün.
Şimdi, çok yavaşça yine birbirinden ayırmaya başlayın. Ne hissediyorsunuz? Ellerinizi düzenli bir şekilde bir araya getirin ve ayırın. Aradaki görünmeyen akordeonu çalar gibi bir hareket olmalı bu, yalnızca biraz yavaş çekimde olanından.
Bir şey hissetmez iseniz bu çok normal, farkındalıkla yaklaşın ve belki de bunun olmamasının bir sebebi vardır ve onu bulmaya çalışabilirsiniz. Oluyorsa hislerinize bakın. Hissedebiliyorsanız, zamanla bunu yinelediğinizde aradaki enerji farklarına konsantre olarak kontrolünüzü geliştirebilirsiniz. Bu noktada en genel eleştiri, elimizin yanmasından başka bir şey hissetmiyorum oluyor. Aslına bakarsanız bu yanma hissi, fizik dersinde okutulan elektromotor kuvvet konusundaki bobin ısısından başka bir şey değil; Yani doğru yoldasınız, devam edin ki, bedenin elektromanyetik alanını hissedebilesiniz.
Sıra geldi enerji merkezine. Onu hissetmek olası mı?
Evet. Hatta bu daha da kolay. Bedeninizde olan onlarca ağrının tek bir noktadan yayılması hissi işe tam da bu yüzden. O bölge bir enerji merkezi olmayabilir ancak enerji merkezinin kendini açığa çıkarma noktasıdır.
“Çakra”, bedendeki enerji merkezlerine verilen yaygın isimlerden biri. Temelde Sanskritçe tekerlek, dönen şey demek. Bu yüzden de bir hareketi temsil ediyor. Çakra’ları genel olarak omurilik çevresinde konumlandırıyoruz. Bu merkezler, bedensel, duygusal ve ruhsal hallerimizi hareket ettiriyorlar. Birçok meslek alanından kişiler bu merkezleri iyi hissetmek ve hayatta “net” olmak ile olan ilişkisi üzerine çalışıyor. Bu gerçekten çok büyük bir alan. Meditasyonlar ve şifa çalışmaları da buralarda olmaktadır. Ana Çakra merkezlerinin dışında bedenimizde birçok küçük çakralar da bulunuyor. Bunlardan en tanınanları da ayak tabanlarımız ve avuç içlerimizde bulunuyor.  Genel prensipte avuçlarımızdan aldığımız enerjiyi ayaklarımızdan dışarı veririz. Buna genel diyorum çünkü daha bir çok prensip var ve her gün yeni teknikler ve enerji akış yönlerini keşfediyoruz.
Şimdi gelelim avuçlarımızdan enerjiyi almak ile ilgili bir deneme yapalım.
Yine ayaklarımızı yere basarak rahat bir yere oturalım.
Sol elinizi alın ve avuç içinizi yukarı doğru çevirin.
Şimdi sağ elinizi alın ve baş ve işaret parmaklarınızı birleştirip hayali bir kalem tutuyormuş gibi birleştirin. Bu görünmez kalemi oluşturan parmakları sol avuç içinizden birkaç santim yukarıda tutun ve sanki yazar gibi hareket ettirin bir dakika boyunca.
Biraz sonra sanki kalemi tutan parmaklarınız sanki avucunuzun ortasından geçen ince bir ipliği tutuyormuş gibi görselleştirin ve çekmeye başlayın. Uzaklaştırın, yakınlaştırın. Bunu birçok kere yapabilirsiniz. Her defasında merkeze dönün. Yaptıkça hissettiğiniz çekimin gücüne dikkat edin.
Hissettiğiniz, enerjiden başkası değil. Bu konuda zorlanırsanız, bedeninizde ya da duygusal yapınızda bir gerginlik veya endişe var mı biraz araştırın. Çünkü, bu egzersizler biraz araştırma ile bulabileceğiniz ve bütün dünyada bir çok alanda kişilerin kendilerini geliştirmeleri için kullandıkları oldukça yaygın çalışmalar.
Rahatlayın ve yine deneyin.
Enerjinizi hissedeceksiniz.
Bir kerecik olsun enerjinizi tanımaya başlayınca, ne kadar büyük potansiyelleri taşıyabileceğini göreceksiniz. Herhangi bir spor veya bedensel çalışmadan önce istediğiniz gibi yapabilir, böylece daha aktif bir duyarlılıkla yola çıkabilirsiniz.
Böylece enerjinizi hissetmeye yeni yeni adımlar atarken kullanabileceğiniz birkaç tanım ve hareketiniz oldu bile. Bunlar yalnızca buz dağının görünen parçası. Bunlardan çok daha ötesi, bedeniniz ve içinizde bunlardan çok daha fazlasına sahipsiniz. Araştırma ve çalışmaya devam ettiğiniz durumda, inanın şaşırtıcı güzellikte bir başarı ve dünya sizi bekliyor.
Şimdi hissetmeye devam edelim mi?
Esin Batal