Enerjimizin Gözünden

Dünyayı görmemizde etkin olan ve genelde algılarımızı da yöneten bazı büyük anlayışlarımız barındırıyoruz. Genellikle çeşitli zihin seviyelerindeki, farklı bakış açıları olarak hayatımızdaki yerlerini alıyorlar. Çok kıs örneklersem, hep birbirimizi nasıl gördüğümüzden bahsediyoruz. Özellikle de biz kadınlar değil mi!? Bu bambaşka bir konu elbette ancak burada anlattıklarımı bir yere götürmek için bir başlangıç bu. Esas nokta… Başkasını nasıl gördüğümüz bu kadar önemli iken, kendimizi nasıl gördüğümüz veya şimdi vurucu noktayı söylüyorum… bizim kendimizi görebilmek için ne kullandığımızı ne kadar merak ediyoruz? Karıştınız değil mi? 🙂

Elimizle uzanıp ayaklarımızı, burnumuzu sırtımızı veya karnımızı tutabiliriz. Dokunduğumuz yeri hissediyoruz sanırım. Hayır diyorsanız, saçınızı çekebilirsiniz 🙂 Şimdi bir uygulama yapalım mı? Üstelik biraz olsun mindful yani bilinçli farkındalık egzersizi de yapmış oluruz.

Hazırsak başlıyoruz… Elimizdeki en duyarlı yer işaret parmağımızın ucudur. İşaret parmağımızın ucu ile dizimize ve çevresine dokunalım. Eklemin birleşim yerlerine, diz kapağının çevresine ve boyutuna, yumuşak ve sert dokulara. Dokunduğumuz zaman (diz ve çevresinin, parmağımıza olan karşıt hisleri de dahil olmak üzere) çokça hissi deneyimliyoruz. Dokunan ve dokunulan her iki beden parçası da bir bedene ait. Bu hissedilenleri de yorumlayan bir bilinç var. Aslında bilinç bir ad ve bizim için önemli olan da onun aktif olması ve bizi derinden tanımlayan işte bu bilinçlilik hali.

Bilinç, bizim kendimize bakma anlayışımız kısaca. Onu derinleştirdikçe, geliştirdikçe ve eğittikçe kendimizide aynı paralellikte faklı görmeye başlıyoruz. Tanımlarsak, “Bilinç, bizim için etkisini her seviyede farklı farklı görüp hissettiğimiz ….” Benden bir tanım beklediğinizin farkındayım:) Sizce bu cümleyi nasıl bitireceğiz? Birçoğumuz o son üç noktalı yere bir ad yazmamız konusunda renkli önerilerde bulunabilir. Hatta bu cümleyi birkaç farklı şekilde yazıp, olur da yazdığımız her şeyi net anlatmazsa diye birkaç yardımcı sözcükle de desteklemek de isteyebiliriz. Uzatmadan şunu diyerek de önümüze bakabiliriz aslında; Enerji.

Bilinç bir enerjidir ve bilinçlilikte bir enerji hareketidir. Biraz cesurca mı? Evet, öyle çünkü. Ancak yeterli ve açıklayıcı!

Böylece kendimizi hangi gözden? Nasıl? Nereden görelim? ya da görüyoruz? derken aslında başından beri kendimizi enerjimizin gözünden görüyoruz demek en yalın hali ile doğru oluyor. Enerjimizin gözünden görmek demek, kendimizi uçsuz bucaksız bir potansiyel ile görmek demek. Örneğin, uzun yıllar boyunca DNA’mızdaki dizilimin aktif iş yapan kısmının dışındaki her şeye işlevsiz diyorken meğersem çok yakında olan keşiflerle o işlevsiz kısmın aslında evrimi doğrudan denetleyen bir bilgi yumağı olduğunu bulduk. Kısacası enerjimizin her potansiyelini keşfetmeye devam ediyoruz her geçen gün…

Bu yazıyı yazarken bakış açımızı genişletmek amacı ile bazı konulara değinmek gerektiğine inanıyorum. Bundan dolayı, biraz olsun bu konudaki önemli bir tartışmayı buraya getirmek güzel olabilir.

Zihin bilimi de diyebileceğimiz önemli bir araştırma alanına biraz boyut katarak yer verelim.

Bilim ve Budizm, uzun süredir büyük bir dayanışma gösteriyorlar.  Tibet Budizmi’nin lideri olan Dalai Lama’nın da son 20 yıldır verdiği yoğun çabalar sayesinde bu birliktelik oldukça ilginç meyveler veriyor. Budizm bir din değil, böyle bir iddiası  da yok zaten; Budizm bir inanç. Hatta daha çok inanç disiplini bile diyebiliriz. Yani, tutarlı ve kendine özgü bir inanç biçimi. Bilim adamlarının her zaman Budizm ile ilgili bir merakları oldu ve birçok Budist rahibin de bilimin önemli sorularının cevaplanmasının da gönüllü olarak ilgisi ve katkısı oldu. Dalai Lama, her zaman örnek cesaret sergileyen bir kişilik. Öyle ki, büyük bir ufuğa adım atıp: “Eğer bilimle inançlarımız arasında bir fark varsa, inançlarımızı değiştirmeliyiz.” dedi. Bu gerçekten çok büyük gönüllülük isteyen ve zaten içinde de bu özelliği barındıran bir söz.  Biraz vakit ayırıp düşünürsek, aklından geçenleri anlamamız için bize çok büyük yönler gösteriyor.

Dalai Lama’nın bilim konusundaki yaklaşımlarına hem bizim beyinlerimizde hem de ilham alabileceğimiz her alanda büyük etkiler yapacak bir örnek olarak, Big Bang/Büyük Patlama teorisi ile ilgili sözünü verebiliriz: “Big Bang ile ilgili hiçbir sorunumuz yok. Sadece bu, ilk Big Bang değil.”  Bu sözü söylerken de evrenin kasılmaları ve evren modellerinin içindeki bir nefes alıp nefes verme ile oluşan büyük hareketlerden bahsediyor. Bunu kendi inanç disiplini ile buluyor ve söylüyor olması gerçekten çok önemli. Bir diğer önemli örneği ise, son zamanlarda sorduğu bir soru ile öne çıkıyor :

“Ya bilinç beyinden değil de, beyin bilinçten geliyorsa?”

Budist perspektife göre, …

Budizm inancına göre beden birikmiş olan karmanın ortaya çıkardığı bir şey. Bu yüzden de bir bilinç tohumlarından geliyor .  Yani bu dünyadaki her şeye ait bir iz ile zaten bağ içinde. Bu yüzden de bilinç, baştan beri burada olan bir tema. Bedenin oluşa gelmesinin altında yatan temel sebep de bu zaten.

Bilimsel perspektife göre, …

“Şu zor bilinçlilik sorunu”/That hard problem of consicoussness.”

Bilimsel perspektife göre, bilinç beyinden gelir; karmaşık sinir ağlarının oluşturduğu bir yan üründür. Bu konudaki en popüler teori hala da böyle bir iddiada bulunsa da tam olarak kanıtlanabilmiş değil. Çünkü bilim (hepimiz gibi), birçok zor soruyu cevaplamak istiyor. Hatta bu konuda Wikipedia’da bununla ilgili özel bir konu başlığı bile var. Bilincin, maddeyi ve böylece de bedeni meydana getiriyor olması deyimi batı dünyasına aslında yabancı değil. Buna “Panpychism” deniyor. Pan herşey demek, psike ise zihin demek. Platon, Spinoza, Leibniz, William James gibi bir çok önemli felsefeci bu konuda sürekli yazmışlar. 19. yüzyılın sonuna kadar oldukça popüler iken o tarihten sonra mantıksal pozitivizme yerini bırakmış.

Kendimizi gördüğümüz gözü anlatmak için ister parmak ucunuzla dokunun isterseniz büyük bir meditasyon yapın. Sonuç bir noktada birleşiyor. Kendimizi, enerjimizin gözünden görüyoruz. Dalai Lama’nın vurgusunu yaptığı mesaja bakınca daha da netleşiyor. Kendimizi bir beden olarak görüp enerjimizi arayabiliriz.

Peki ya, kendimizi enerji olarak görüp bedenimize o gözle bakarsak?

İşte bu bakış açısı değiştirme ile kendimizi, gerçek bizi görebiliriz kolayca. Böyle görünmeye karar veren bir enerjiyi anlamamız da kolaylaşabilir tabiki de. Kendimizi enerjinin gözünden görmek demek, titreşimimize tanıklık etmek demektir. Hepimiz bir titreşim olarak enerjimizi kullanıyoruz. Onu bu şekilde yaşıyoruz. Kendimize bu bakış açısını hediye etmek ister miyiz? Güzel ve olumlu anahtarlar barındıran bir soru bu. Bilincimizin bir enerji olarak bedenimize yön verdiğini her gün birçok örneği ile görebiliyoruz. O zaman bu deneyime daha çok açılarak enerjimize uzak durmayı artık bırakabiliriz.

Esin Batal

İletişim, danışmanlık ve destek için: [email protected]

Aşağıdaki formu doldurarak da benimle iletişime geçebilirsiniz ?